Dr. Mehmet ÇOBAN ile İlim, İdare, Kültür, Birecik ve Gaziantep Üzerine Röportaj


Bir insanın hayatını yalnızca icra ettiği meslek unvanlarıyla tarif etmek çoğu zaman yetersiz kalır. Özellikle akademik araştırmaları idarecilikle, bürokratik tecrübeyi siyasetle, şiir ve edebiyatı sosyolojiyle, kültür-sanat birikimini doğa ve çocuk eğitimiyle aynı potada eritebilmiş çok yönlü bir portreden söz ediyorsak…

Dr. Mehmet Çoban’ın hayat yolculuğu, ilk bakışta farklı görünen bu alanların aslında tek bir gaye etrafında birleştiğini gösteriyor: İnsanı, toplumu ve medeniyet değerlerimizi bütüncül bir şuurla anlayabilmek.

Gaziantep’te uzun yıllar Şehitkâmil ve Şahinbey belediyelerinde idarî sorumluluklar üstlenen, Yerel Yönetişim Derneği’nin kurucu başkanlığını yürüten; stratejik liderlik, kamu yönetimi ve seçilmiş-atanmış ilişkileri üzerine teorik ve pratik eserler veren Dr. Mehmet Çoban ile; şiirlerini bir araya getirdiği Kelâm-ı Vuslat’ı, ortak edebiyat hafızası oluşturan antolojileri, nesillere doğa sevgisi aşılayan Alperen Orman Okulu projesini, Birecik’in tarihi ile zengin potansiyelini ve Gaziantep’in kültür-sanat hayatını kapsayan ufkunu konuştuk.

Söyleşimizin odağında; geçmişten devralınan köklü birikimi çağın icaplarıyla buluşturma sorumluluğu ve röportajın nihai özeti niteliğindeki şu temel kabul yer alıyor Ecdadımızın sonu, neslimizin başlangıcıyız.”


1. Soru

Esselâmüaleyküm hocam. Bugün çeşitli konularda bilgilendirici ve irdeleyici bir sohbet gerçekleştireceğiz inşallah. Öncelikle nasılsınız?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Ve aleyküm selâm. Öncelikle bu güzel sohbet vesilesiyle teşekkür ediyorum. Hamdolsun, iyiyim. İnsan için asıl mesele yalnızca bedenen hayatta olmak değildir; zihnen, ruhen ve fikren de diri kalabilmektir. Ben de imkânlar nispetinde okumaya, düşünmeye, yazmaya, üretmeye ve insanımıza faydalı olmaya gayret ediyorum.

Hayatımın farklı dönemlerinde farklı mesuliyetler üstlendim. Akademik çalışmalar yürüttüm, idarecilik yaptım, yerel yönetim tecrübesi yaşadım, bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev aldım ve siyasetin içerisinde bulundum. Bunların yanında kültür, sanat ve edebiyatla ilgilendim; şiirler kaleme aldım, kitaplar hazırladım, doğa ve eğitim projeleri yürüttüm.

İlk bakışta bunların her biri ayrı disiplinler gibi görülebilir. Fakat benim açımdan hepsinin merkezinde tek bir kavram vardır: İnsan!

İnsanı anlamadan toplumu, toplumu anlamadan şehri, şehri anlamadan medeniyeti, medeniyeti anlamadan da geleceği doğru okuyamayız. Akademik çalışmalarım bana düşünmeyi, idarecilik uygulamayı, edebiyat hissetmeyi, şiir ise insanın iç dünyasına inmeyi öğretti.

Belki de ömrümün özeti şu üç kelimedir: Okumak, düşünmek ve üretmek.

Edindiğimiz bilgi ve tecrübenin sadece şahsi bir birikim olarak kalmasını doğru bulmuyorum. Bilgi paylaşılmalı, tecrübe aktarılmalı, gençlere yol gösterilmeli ve mümkün olduğu kadar insanın hayatına dokunulmalıdır.


2. Soru

Evet hocam. Siz çok yönlü birisiniz. Lakin önceliği akademi ve İlim sahasına vermek istiyorum. Akademik hayatınız ve çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Akademiye hiçbir zaman yalnızca diploma, unvan veya makam penceresinden bakmadım. Benim için akademi; hakikati arama ve üretilen bilgiyi insanın, toplumun hizmetine sunma çabasıdır.

Bu sebeple çalışmalarım zaman içerisinde sosyoloji, idarecilik, yerel yönetimler, stratejik liderlik ve planlama, siyaset sosyolojisi, kültür, eğitim ve medeniyet düşüncesi gibi geniş bir yelpazeye yayıldı. Fikrî ve felsefî okumaların yanında şiir ve şuur merkezli yazılar da çalışma saham içerisinde yer aldı.

Bilgi insanın zihnini besler; ancak şuur insana istikamet verir. Bir insan çok şey bilebilir, fakat bildiklerini hangi ahlakî gayeyle kullanacağını bilmiyorsa bu bilgi tek başına kurtarıcı değildir. Bu sebeple bilgi ile ahlakı, akıl ile vicdanı, eğitim ile şuuru birlikte düşünmeye çalışıyorum.

Gençlere tavsiyem; kendilerini tek bir pencereye hapsetmemeleridir. Doğu’yu da Batı’yı da okumalı, klasik edebiyatımızdan modern düşünceye kadar geniş bir yelpazeyi incelemelidirler. Ancak okuduklarını ezberlemek yerine mukayese edip süzgeçten geçirmelidirler.

Son yıllarda özellikle gelecek bilimi (fütüroloji) üzerine yoğunlaşıyorum. Geçmişini bilmeyen geleceği inşa edemez; fakat sadece geçmişte yaşayarak da gelecek kurulamaz. Bir milletin geleceğe dair bir hesabı yoksa, başkalarının kurduğu gelecekte figüran olmaya mahkûm kalır.


3. Soru

O halde siyasî ve bürokratik kariyerinize gelelim. Gaziantep’te uzun yıllar belediye başkan yardımcılığı yaptınız, başmüfettişlik sıfatınız var ve AK Parti’den adaylık süreciniz oldu. Bu serüvenden bahseder misiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

İdarecilik ve bürokrasi hayatım benim için en büyük tatbikat alanı oldu. Uzun yıllar Şehitkâmil ve Şahinbey Belediyelerinde görev yaparken, belediyeciliğin teknik işlerin ötesinde doğrudan insanla ve şehir ruhuyla temas eden bir yapı olduğunu gördüm.

Şehir dediğimiz yapı canlı bir organizmadır. İçinde insan, aile, çocuk, genç, yaşlı, tarih, kültür, çevre ve sanat barındırır. İdare anlayışım boyunca yerel yönetimleri sadece yol ve altyapı yapan kurumlar olarak görmedim; şehrin hafızasını, geleceğini ve insanının yaşam kalitesini inşa eden merkezler olarak ele aldım. 

Bu tecrübeler bana şunu net bir şekilde öğretti: İyi niyet tek başına yetmez; bilgi, ehliyet, liyakat, planlama, istişare ve ahlak gerekir.

Edindiğim saha tecrübesini akademik çalışmalarla birleştirerek idarecilere yol gösterici nitelikte Stratejik Liderlik, Heyet ve Stratejik Planlama gibi eserler hazırladım. Yerel yönetişim şuurunun gelişmesi maksadıyla Yerel Yönetişim Derneği'nin kurucu başkanlığını yürüttüm. Siyaset bilimi ve kamu yönetimi sahasında ise demokratik meşruiyetin temeli olan seçilmişler ile atanmışlar arasındaki güven ilişkisi üzerine yoğunlaştım.

Gerek başmüfettişlik görevim gerek siyasî adaylık süreçlerim ve idarî tecrübelerim devlet mekanizmasını çok yönlü kavramama imkân sağladı. Makamlar geçicidir; asıl olan milletin zihninde ve kalbinde bırakılan faydalı izdir.


4. Soru

Peki sizi yazmaya iten asıl dinamik neydi? Yazı hayatınız ve edebî çalışmalarınız nasıl başladı?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Yazmak bir anda beliren geçici bir heves değil; uzun yıllara dayanan okuma, gözlem, iç muhasebe ve mesuliyet hissinin tabiî bir sonucudur. İnsanın zihninde taşımakta zorlandığı fikirler, gözlemlediği toplumsal meseleler veya hissettiği derin duygular bir süre sonra kelama dökülmek ister.

Yazıyı sadece estetik bir uğraş olarak değil, aynı zamanda bir şuur faaliyeti olarak görmedim. Fikir, felsefe ve düşünce yazılarımda toplum, insan, medeniyet ve gelecek konularına odaklanırken; şiirlerimde insanın iç dünyasına, arayışına ve hislerine yöneldim.

Şiir ile şuuru birbirinden koparmanın imkânsız olduğuna inanıyorum. Şiir şairin çağına, milletine ve insanlığa dair bir derdi, bir sözü olması demektir. Yıllar içerisinde kaleme aldığım şiirlerin bir kısmının bestelenmesi ve seslendirilmesi de benim için kıvanç vesilesi oldu. 


5. Soru

Zannım o ki şimdiye kadar farklı vesilelerle farklı mahfillerde birçok üstadla ve insanla bir araya gelmişsinizdir. Peki bu karşılaşmalar bu birliktelikler size neler kattı?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Kültür, sanat ve edebiyat mahfillerinde bulunmak; farklı kuşaklardan yazar, şair ve akademisyenlerle aynı atmosferi paylaşmak, fikir alışverişinde bulunmak düşünce dünyamı daima besledi.

Bir yazarı veya şairi yalnızca eserlerinden okumakla, onunla aynı masada oturup sohbet etmek, sözünü ve hâlini yakından tanımak elbette aynı şey değildir. Katıldığım edebiyat festivalleri, antoloji çalışmaları, şiir meclisleri ve akademik toplantılar, bu anlamda hayatıma önemli tecrübeler kattı.

Farklı şehirlerde, edebiyat ve kültür dünyamızın kıymetli isimleriyle bir araya gelme, bazı büyüklerimizin sohbetlerinden ve tecrübelerinden istifade etme imkânım oldu. Her bir karşılaşmanın bende bıraktığı ayrı bir iz, ayrı bir hatıra vardır. İsimleri tek tek sıralamak yerine, bu buluşmaların bende bıraktığı asıl mirastan söz etmeyi daha doğru buluyorum.

Çünkü benim için teşrik-i mesai, bir ustanın gölgesinde kalmak değil; ustanın birikiminden istifade ederken kendi sesini bulabilmektir. Usta isimlerle yan yana gelmek insana yalnızca edebiyatı değil, edebin kendisini de öğretir.

Fakat benim insanı ve hayatı tanımamda edebiyat mahfilleri kadar önemli başka mektepler de oldu: saha, köy, şehir ve insan.

Ceylanpınar’da geçirdiğim yıllar, Devlet Üretme Çiftliği ve Tarım Bakanlığındaki çalışmalarım, köyü, köylüyü ve toprağı yakından tanımamı sağladı. Görevlerim gereği farklı köylerde ve kırsal alanlarda insanlarla doğrudan temas ettim. Onların sofrasına oturdum, tarlalarına gittim; geçim kaygılarını, beklentilerini, sevinçlerini ve sıkıntılarını yerinde dinledim.

Bu ilişkiler zamanla benim için yalnızca bir görev tecrübesi olmaktan çıktı; köy sosyolojisi açısından önemli bir saha birikimine dönüştü.

Daha sonra kamu görevlerim ve belediyecilik tecrübem, beni bu defa şehir insanının dünyasıyla daha yakından buluşturdu. Şehrin sokaklarında, mahallelerinde, kurumlarında ve hayatın farklı alanlarında insanı tanıma fırsatı buldum. Köyde toprağa ve üretime bağlı yaşayan insanla, şehirde farklı ihtiyaçlar, beklentiler ve ilişkiler içinde yaşayan insanın hayatını birlikte gözlemledim.

Böylece insanı yalnızca bir makamın, bir mesleğin veya bir sosyal çevrenin içinden değil; köy köy, şehir şehir; insan insan tanımaya çalıştım.

Belediyecilik bana şunu öğretti: Şehir yalnızca binalardan, yollardan ve meydanlardan ibaret değildir. Şehir, içinde yaşayan insanların hatıraları, ihtiyaçları, beklentileri, komşulukları, sevinçleri ve dertleriyle bir bütündür. Bir şehri anlamak, aslında o şehirde yaşayan insanı anlamaktır.

Bu nedenle benim için kamu hizmeti de bir anlamda insanı dinleme sanatıdır. Makamlar geçicidir; insanla kurulan gönül bağı ve yapılan hizmetin hatırası kalıcıdır.

Şunu gördüm: Anadolu insanını anlamak için yalnızca uzaktan bakmak yetmez. Onun sofrasına oturmak, tarlasına gitmek, mahallesinde yürümek, derdini dinlemek; bazen söylediğinden çok söylemediğini de anlayabilmek gerekir.

Çünkü köyün hafızası toprağında; şehrin hafızası sokaklarında; insanın hafızası ise gönlünde saklıdır.

Bu saha ve belediyecilik tecrübeleri, daha sonraki yazı ve düşünce hayatımı da derinden etkiledi. İnsan merkezli bakışımın; yerel yönetişim, güven ilişkileri, kültür, kimlik ve toplumsal dayanışma üzerine düşüncelerimin temelinde biraz da bu yılların birikimi vardır.

Edebiyat benim için insanı anlamanın başka bir yolu oldu. Saha bana insanın yaşadıklarını gösterdi; şehir bana insan ilişkilerinin farklı yüzlerini tanıttı; edebiyat ise bütün bu yaşanmışlıkların gönülde bıraktığı izi dile getirme imkânı verdi.

Belki de bu yüzden benim yazılarımda hayatla edebiyatın arasına kesin bir çizgi çekmek kolay değildir. Sahada gördüğüm insan, gönlümde bir hikâyeye; yaşanmış bir hayat, bazen bir şiire, bazen de bir düşünceye dönüşür.

İsimlerden daha kıymetli olanın; kurulan dostluklar, paylaşılan fikirler, edinilen tecrübeler ve kültür hayatımıza birlikte bırakabildiğimiz küçük de olsa izler olduğuna inanıyorum.

Çünkü insan, kimlerle görüştüğünden çok, o karşılaşmalardan kendisine ne kattığı ve geride ne bıraktığıyla anılır.

Sessiz bir fısıltı gibi gelir sözleri…

Ama insanı gerçekten dinlediğinizde, o fısıltının içinde koskoca bir hayatın saklı olduğunu görürsünüz.


6.Soru

Sizi ve sanatınızı etkileyen ustalar / üstadlar kimlerdir? Okurlarımıza hangi eserleri tavsiye edersiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Düşünce ve sanat dünyam tek bir kaynağa dayanmaz. Doğu-Batı medeniyet dengesi, Türk-İslam ruh kökü, sosyoloji ve modern felsefe okumalarımın temel alanlarıdır. Ve herşeyden evvel elbette mukaddes yol göstericimiz Kur'an-ı Kerim, hadisler ve temel İslam eserleri şekllendirmiştir zihnimizi

Bunun dışında Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ile Sezai Karakoç'un külliyatlarını zikretmek gerekiyor. 

Lakin birkaç isme de özellikle değinmek istiyorum;

Cemil Meriç: Doğu-Batı meselesi, aydın sorumluluğu ve irfan kavramı bakımından müstesna bir yere sahiptir. Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa ve Kırk Ambar mutlaka okunmalıdır.

Peyami Safa: İnsanın iç dünyası, medeniyet buhranı ve Doğu-Batı bocalayışını işleyen derinliğiyle önemlidir. 

Mümtaz Turhan & Orhan Türkdoğan: Toplumsal değişme, kültür kalkınması ve sosyolojik yapı tahlilleri açısından ufuk açıcı isimlerdir.

Abdurrahim Karakoç: Şiirin samimiyeti, milletle kurduğu güçlü bağ ve hiciv gücü bakımından sarsıcı bir usta.

Remzi Oğuz Arık: Millî kültür, vatan ve medeniyet şuuru bakımından dikkatle incelenmelidir.

Hâlen Dr. Sait Başer, Prof. Dr. Teoman Duralı ve Aliya İzzetbegoviç okumalarıma devam ediyorum. İran edebiyatından Batı klasiklerine kadar geniş bir yelpazeyi takip ederken temel yaklaşımım şudur: Farklı pencereleri tanımak, insanın kendi hakikatini daha güçlü kavramasına hizmet eder. Nereden geldik, neredeyiz ve nereye gidiyoruz? sorularının cevabı bu okumalarda saklıdır.


7.Soru

Çok güzel. Sizin uzun yıllardır şiir yazdığınızı ve farklı mecralarda yayınlandığı biliyoruz. Daha önce de Kan Üşüdü adlı bir şiir kitabınız çıkmıştı. Lakin en son şiirlerinizi topladığınız Pikap Kitaptan çıkan Kelâm-ı Vuslat adlı kitabınız yayınlandı. Bu eser ve yeni çıkan, sizin de yer aldığınız Şiir Seli Ailesi (3) antolojisi hakkında neler söylemek istersiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Şiir, insanın kendi iç dünyasıyla ve Hakikat'le kurduğu özel bir kelamdır. Uzun yıllara yayılan şiir çalışmalarımı Kelâm-ı Vuslat başlığı altında topladım. Vuslat; hakikati, sevgiyi, anlamı ve insanın kendi özünü arayış yolculuğunun nihayetidir. Kitapta yer alan bazı şiirlerimin farklı dillere çevrilmiş olması, edebiyatın sınırları aşan evrensel yapısını göstermesi bakımından ayrıca memnuniyet vericidir.


38 farklı şairin eserlerinden oluşan Şiir Seli Ailesi (3) antolojisi ise edebiyat dünyamızda çok sesliliği ve ortak estetik hafızayı temsil eden kıymetli bir çalışmadır. 

Şiirde aradığım temel kriter samimiyet, estetik incelik ve şuur derinliğidir. Şiir sadece güzel söz söyleme sanatı değil, gönülden çıkıp ruhlara ulaşan bir iz bırakma gayretidir.


8. Soru

Peki Mehmet Çoban ne tür filmler izler, ne tür müzikler dinler? Nereleri ziyaret eder? Ve buradan hareketle sizce sanat ve kültür mekânlarının toplum hayatındaki yeri nasıl olmalıdır?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Sanat dallarını bir bütünün farklı tezahürleri olarak görürüm. Sinemada insana, tarihe, topluma ve medeniyet meselelerine dair soru sorduran, derinliği olan yapımları tercih ederim. Müzikte ise Türk musikisi, halk müziği, tasavvuf musikisi ve sözün, ezginin ruh taşıdığı eserleri dinlerim.


Müzeler, kütüphaneler, tiyatrolar, sergi salonları ve tarihi mekânlar bir şehrin kimliğidir. Şehir sadece betondan ve binalardan ibaret değildir; hafızası ve kültür mekânları kadar şehirdir.

Belediyecilik tecrübemden hareketle ifade etmeliyim ki: Yerel yönetimlerin asli vazifelerinden biri de çocukları ve gençleri kütüphaneyle, tiyatroyla, sanatla ve kentin tarihi dokusuyla buluşturmaktır. Kültüre yapılan yatırım kısa vadede gösteriş sağlamaz ama uzun vadede insan şahsiyetini ve medeniyetin geleceğini inşa eder.


9.Soru

Çocukların gelişimden bahsetmişken , çocuklara yönelik "Orman Okulu" projeniz ve Alperen Orman Okulu faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Orman Okulu projesi benim için yalnızca doğa gezilerinden ibaret bir etkinlik değildir; insan yetiştirme felsefemizin pratik bir adımıdır. Bu çalışmayı evladım Eyyüp Alperen ve çocuk gelişimcisi kızım Neslihan ile birlikte hayata geçirdik.

Temel gayemiz; çocukları ekran bağımlılığından ve beton binalardan uzaklaştırarak doğanın bizzat kendisini bir öğretmen olarak görmelerini sağlamaktır. Çocuk doğada gözlem yapmayı, mesuliyet üstlenmeyi, problem çözmeyi, toprakla ve canlılarla merhamet bağı kurmayı öğrenir.

Sadece çocuklara yönelik uygulamalar yapmakla kalmadık; bu anlayışı sürdürülebilir kılmak adına doğada eğitimi önceleyen rehberlerin yetişmesi için Eğiticinin Eğitimi kitabını hazırladık. Çocuğu tabiattan koparırsanız, onu hayatın gerçeklerinden de uzaklaştırırsınız. Eğitim, çocuğa sadece akademik bilgi yüklemek değil, ona iyi insan olma bilincini aşılamaktır. Alperen Orman Okulu da bu emeklerin meyvesidir.


10.Soru

Doğduğunuz topraklar olan Birecik derin bir tarihe ve zengin bir kültüre sahip olmasına rağmen zannımca potansiyelini yeterince değerlendirememektedir. Bu husustaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Birecik benim doğduğum, köklerimin bulunduğu; tarihi, kültürü ve tabiatıyla müstesna bir memleket köşesidir. Fırat Nehri sadece bir su kaynağı değil; Birecik’in tarihi, ekonomisi, kültürü ve kimliğidir. Nesli tükenme tehlikesi altında olan Kelaynaklar, Fırat havzasındaki endemik bitki örtüsü, tarihi evleri, kalesi ve gastronomisi Birecik’i uluslararası ölçekte bir marka yapabilecek zenginliktedir.

Ancak ne yazık ki Birecik, bu muazzam potansiyeli bütüncül bir vizyona dönüştürmekte yetersiz kalmıştır. Zamanında Birecik’te Türkiye’de ilk defa Antep fıstığında damlama sulama projesini hayata geçirdik. Bu çalışmamı Antep Fıstığı Kongresi’ne bildiri olarak sunduğumda kabul edilmemişti. Yıllar sonra devletimizin fıstıkta damlama sulamaya teşvik verdiğini görmek, fikirlerimizin ne kadar isabetli olduğunu gösterdi.

Bu tecrübe bana gösterdi ki; yenilikçi fikirler bazen ehliyetsizlik veya dar bakış açıları yüzünden zamanında anlaşılamayabilir. Ancak biz doğru bildiğimiz ilmî ve insanî yolda yürümekten vazgeçmedik. Birecik’in geleceği; Tarih + Kültür + Fırat + Kelaynak + Doğa + Gastronomi unsurlarını ortak bir vizyonla birleştiren kararlı ve ahlaklı idarecilerle mümkündür.


11.Soru

Fakat siz uzun yıllardır Gaziantep’te yaşıyorsunuz. Gaziantep’e dair his, tecrübe ve düşünceleriniz nelerdir?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Birecik köklerimin olduğu yerse, Gaziantep hizmet ettiğim, hayatımın büyük kısmını geçirdiğim ve gurur duyduğum şehirdir. Şehitkâmil ve Şahinbey Belediyelerindeki idarî vazifelerim esnasında şehrin gelişimine doğrudan katkı sağlama imkânı buldum.

Gaziantep sanayisi, ticareti, çalışma disiplini ve gastronomisiyle Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biridir. Ancak Gaziantep’in potansiyeli sadece ekonomiyle sınırlı kalmamalıdır. Gaziantep aynı zamanda güçlü bir edebiyat, sanat, kütüphane, müze ve düşünce şehri olmak zorundadır.

Şehir insanı biçimlendirir. Ekonomik gücü kültür ve medeniyet birikimiyle buluşturduğumuz ölçüde medeniyet şehri unvanını muhafaza edebiliriz. Bu şehre hizmet etmiş bir insan olarak hem gurur duyuyor hem de gelecek nesillere karşı büyük bir mesuliyet taşıyorum.


12. Soru

Beni kırmayıp bu derin ve faydalı sohbeti gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim hocam. Son olarak okuyucularımıza ve gençlere neler söylemek istersiniz?

Dr. Mehmet ÇOBAN:

Ben de bu anlamlı söyleşi vesilesiyle teşekkür ederim. Hayatım boyunca akademi den bürokrasiye, sanattan eğitime kadar farklı sahalarda bulunmamın tek bir gayesi vardı: İnsana ve memlekete faydalı bir eser bırakabilmek.

Geriye dönüp baktığımda makamların ve unvanların geçici olduğunu; asıl kalıcı olanın yetiştirilen insan, yazılan faydalı bir satır ve memlekete kazandırılan hayırlı bir hizmet olduğunu görüyorum.

Şiirlerim, Kelâm-ı Vuslat kitabım, ortak antolojiler, yönetim alanındaki akademik eserlerim, Alperen Orman Okulu bünyesindeki çalışmalarım ve Birecik ile Gaziantep için ortaya koyduğumuz vizyon bu gayretin neticeleridir.

Hayat anlayışımı ve mücadele felsefemi yönlendiren temel düstur şudur: ECDADIMIZIN SONU, NESLİMİZİN BAŞLANGICIYIZ.”

Bizler sadece geçmişin mirasçıları değil, aynı zamanda geleceğin emanetçileriyiz. Geçmişin mirasını korumalı, onu çağın bilgisiyle yoğurarak bizden sonraki nesillere daha güçlü şekilde devretmeliyiz.

Özellikle genç kardeşlerimize tavsiyem şudur: Çok okuyun. Çokta merak edin. Kendi ruh köklerinizi ve medeniyet değerlerinizi iyi tanıyın. Dünyayı ve geleceği yakından takip edin. Doğu'yu da Batı'yı da bilin ama kendi kimliğinizden vazgeçmeyin. Kökü mazide olan ağacın istikbalde meyve vereceğini unutmayın.

Sözümüzün faydaya, gayretimizin gelecek nesillere ulaşması duasıyla tüm okuyucularımıza sağlık, huzur ve muvaffakiyetler diliyorum.


Hazırlayan: MUHAMMET BARAN ASLAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

II. GELENEKSEL BİRECİK BULUŞMASI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

ŞANLIURFA'DA UNUTULMAZ BİR HAFTA; TEKNOFEST, ŞEHİR HASTANESİNİN AÇILIŞI VE KUDÜS PANELİNE DAİR İZLENİMLER